Disiplinlerarası sanatçı Mina Kocailik; resminde belirsizliğe alan açmayı, şiirle imgenin kesişim noktalarını ve kişisel dönüşümünden beslenen sezgisel üretim pratiğini anlatıyor.

1. Sanatı bir “anlam arayışı” olarak tanımlıyorsunuz. Bu arayış sizin için bugün ne ifade ediyor?
Dünyaya meraklı bir gözle bakmak, araştırmak, hayal gücü, derinleşmek, yüzeyin altına inmek, dil yaratmak, sınırları zorlamak, bağlantı kurmak… Aslında var olmak, mevcut olmak, yaşamak…
2. Resim yaparken belirsizliğe alan açtığınızı söylüyorsunuz. Belirsizlikle çalışmak size neler kazandırıyor?
Heyecan! Merak… Gizem… Güven… Özgüven… Eğlence, öfke… Kaos, duygusal sağaltım, bilinç dışının izlerini sürmek, duygusal derinlik… Zihinden kurtulmak, zamanda kaybolmak, resimle bir olmak… Özgünlük, özgürlük, otantiklik… Spiritüel bir eylem olarak da görüyorum ve yaşıyorum.
3. Bir işe başlarken ne kadar planlı hareket ediyorsunuz, ne kadarını sürecin kendisine bırakıyorsunuz?
Başlangıçta yüzde yüz doğaçlama hareket ediyordum. Sadece kendim için resim yaptığım zamanlarda… Sonra profesyonelleşmeyle beraber işler biraz daha değişti, sanatsal pratiğim derinleştikçe ve oturmaya başladıkça olmazsa olmazlarım oluşmaya başladı. Örneğin şu anda, arayışım her resmin üzerine bir sözcük ya da cümle, cümleler yazmak ve şiirsel bir dil üretmek. Ve tabii ki projeye bağlı olarak resmin teması da belirli oluyor önceden. Renk paletini genellikle önceden belirleyip sınırlandırıyorum. Ve kompozisyona temel aldığım bazı imgeler ya da semboller belirliyorum, bazen eskiz yapıyorum, ancak işe başladığımda bu imgelerin tamamen değişmesine izin veriyorum ve genelde dönüşüyor da. Dolayısıyla kompozisyonu büyük oranda doğaçlama oluşturuyorum ve bir noktadan sonra resmi rafine hale getirmek için planlı hareket etmeye başlıyorum. Özetle, yaratımın temel çerçevesini planlıyorum, o çerçevenin içinde doğaçlama yaratıp işi planlı tamamlıyorum.
4. Akrilik ve kolajı bir arada kullanmanızın özel bir nedeni var mı? Bu iki teknik arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
Sürekli olarak bir yenilik arayışındayım. Şu an bu iki aracı kullanıyorum, ileride başka araçlar da devreye sokabilirim. Kolaj, beni çocuksu bir yaratıcılığa götüren sonsuz ihtimaller ve yaratıcılık barındıran bir pratik. Akrilikle aslında kolajın etkisini güçlendiriyorum, yardımcı bir araç olarak kullanıyorum. Sadece akrilik ya da sadece kolaj çalıştığım da oluyor.
5. İşlerinizde sıkça gördüğümüz canlı renkler ve desenler sizin için hangi duyguları veya fikirleri temsil ediyor?
Özgürlüğü temsil ediyor, her şeyin grileştiği dünyada... Siyah ya da beyaz dünyada, betona yaslandığımız steril gösterilen dünyada canlı renkler aslında bir özgürlük, özgünlük ve canlılık ihtiyacı. Detaylı katmanlar, canlı renkli desenlerde aslında kaos yaratıyorum, bu bazı insanlara yorucu da gelebiliyor ve bunu anlıyorum ve yine de kaos yokmuşçasına davranmayı beklemiyorum kendimden. Öfkeyi belki de böyle yansıtıyorum.
6. Gerçekliği yeniden üretmek yerine hayal gücünü ön plana çıkarmayı tercih ettiğinizi belirtiyorsunuz. Sizce hayal gücü bize gerçeklik hakkında ne söyleyebilir?
Hayal gücü gerçekliğin ne kadar berbat olduğunu söylüyor sadece, başka ne söyleyebilir? Ve odağı dışarıdan içeriye aktarıyor. Özgünlüğe ve bireyselliğe vurgu yapıyor ve bu anlamda üretime büyük bir güç kazandırıyor. Bir anlamda muhalif ve aykırı.
7. Naif figürler ve soyut unsurlar çalışmalarınızda nasıl bir rol oynuyor?
Soyut unsurlar çalışmamın temelini oluşturuyor zaten ve bununla beraber işlerimle bağlantı kurmak istiyorum, anlaşılmak istiyorum. Bu nedenle soyutlama içinde izleyiciye bir bağlantı noktası da sunmaya çalışıyorum, bazen bir figürle ya da bazen bir sözcük veya metinsel bir referansla. Figürlerimi çocuksu ve naif buluyorum. Formel bir resim eğitimi almadım, biraz bununla da ilgili ve kendimi belirli kurallar ve çerçeveler içine sokmak için bir uğraşım da yok, zaten gerçeklik veya gördüğümü resmetmekle ilgilenmediğim için… İçimdeki muhalif, aykırı tarafı bu şekilde ifade ediyor olabilirim.
8. Şiir ve yazı üretiminiz görsel pratiğinizi nasıl besliyor? Bazen hangisi önce geliyor: kelimeler mi, imgeler mi?
Çok önemli benim için. Resimlerimin çoğunluğu için şiirler yazdım, çünkü soyut çalışırken bağlantı kurma ihtiyacım çok yüksekti. Ve resimlerimi şiirleri ile sergiledim. Yine bağlantı ihtiyacım beni başka pratiğe yöneltti, sözcükleri, şiirlerimi ya da bazı cümleleri resmin içine dahil etmeye başladım. Hala bununla ilgili araştırma halindeyim. Genellikle imgelerin önce geldiğini söyleyebilirim, kelimeler imgeleri tamamlıyor. Tersi de oldu, örneğin bir şiirimden ilhamla karışık teknik işler de üretmiştim. Ve hissiyatım şu an biriktirme halinde olduğum, demleniyorum, sözcükleri biriktiriyorum. Elimde resimli kitabımla kendimi hayal edebiliyorum.
9. Psikoloji, mitoloji ve ezoterizm gibi alanlara olan ilginiz sanatınıza nasıl yansıyor?
Psikoloji, mitoloji, ezoterizm aslında hepsi kolektif bilinçdışıyla ilgili. İç dünyanın, duygunun, anın, ruhun resmini yapıyorum, kolektif bilinçdışından gelen sembollere yer veriyorum ve bu ilgi alanlarım üretimimi daha masalsı, naif bir yere götürüyor. Tarot okuyucusuyum, üretim sürecimde disiplinimi koruyabilmek için rutini ritüelleştiriyorum, örneğin çalışmaya başlamadan önce bir tarot kartı çekmek gibi… İster istemez tüm bu semboller, manevi duyarlılıklar üretimimin içine giriyor. Plansız bir şekilde hayvan figürlerine daha çok yer verdiğimi gözlemliyorum, bunların da hep kolektif bilinçdışıyla ilgili olduğunu düşünüyorum.
10. Dönüşüm hikâyeleri pratiğinizde önemli bir yer tutuyor. Sizi bu temaya çeken şey nedir?
Kendi hikayem. Hukuk okudum ve kendimi bu alanda besledim. Bir kırılma yaşadım, U dönüşü yaptım, tahammül edemediğim gerçeklikler içinde. Ailemden ve çocukluğumdan getirdiğim özümle, sanatçı kişiliğimle buluştum. Zor bir geçişti. Cinsel, ruhsal, mental, alanda da yankıları oldu. Devam ediyor. Bundan dolayı dönüşüm hikayeleriyle ilgileniyorum, büyük bir duyarlılık hissediyorum.
11. Feminist düşünce çalışmalarınızı hangi açılardan etkiliyor?
Erkek egemen bir dünyada – sanat dünyası egosunu da bu kapsamda alıyorum – bağımsız kadın sanatçı olarak var olmak bile, başlı başına feminist bir eylem, aslında çalışmanın içeriğinden ilişkisiz olarak. Feministim, etiketleri pek sevmesem de. Teorik değilim. Teoriden değil dürtülerimden, kendi ihtiyaçlarımdan arzularımdan duygularımdan akan sesleri dinliyorum. Bu dinlemenin bir izdüşümü olarak çalışmalarımda önce vulva, cinsellik temasına yer vermiştim; bunun ifadesine çok aç hissettiğim için. Sonra üretimim başka temalara evrildi ve yine çalışmalarımda kadın figürlerine sıklıkla yer verdiğimi gördüm. Bilerek, planlayarak değil, bilinçdışımın ve kimliğimin yansıması olarak… Sonra bilinçli olarak feminist işler nasıl üretebilirim, diye düşündüm ve başta söylediğim gibi varlığımın feminist olduğunu idrak edip bu kaygıdan arındım. Zaten doğaçlama yöntemimde, figürlerimin yuvarlaklığında, paletimde, naif çizgilerimde, şiirsel merakımda bunun yansımasını görüyorum.Şimdi, örneğin, iki sanatçı arkadaşımla beraber TABU projesini yürütüyoruz, tabu kavramı üzerine çember pratikleriyle veri topluyoruz, bunlar üzerine bir sergi hazırlığındayız. Cinsellik ve duyguların görünürlüğünden başladık alt temalarda… Örneğin kapsayıcılık ve dinleme üzerinden bir sanatsal pratiğin kurgulanmasını da feminist buluyorum.
12. Sokakta üretim yaptığınız dönemle atölye ortamında üretim yaptığınız dönem arasında nasıl farklar gözlemliyorsunuz?
2018-19’da Hindistan’da gezerken sokakta resim yapıp, küçük işler satıyordum. Atölye ortamında büyük boy işler çıkabiliyor, sokakta taşınabilir, küçük boy işler… O benim başlangıç noktamdı, yaptığımı pek de ciddiye almadan, özgürlük denemesi yapıyordum. Ve bakışlar, yorumlarla besleniyordum. Atölyede üretmeyi seviyorum bu dönemde, aynı saat-aynı yerde kendimle buluşmak…
13. İstanbul ve Kayaköy gibi farklı coğrafyalar üretim sürecinizi nasıl etkiledi?
2020’de Fethiye’ye taşındım. Kayaköy’e yerleştim. Orada toplumdan uzak, izoleydim, sanatsal pratiğimi geliştirmemde çok yardımı oldu ve ne istediğimi anlamamda… Odağımı nereye vereceğimi, hayatıma nasıl bir yön çizmek istediğimi anlamamda… Aslında bana güzel bir temel oluşturduğunu düşünüyorum. Sonra orada kararlarımdan emin olduktan sonra artık toplumla daha iç içe yaşamak istediğime karar verdim. 5 yıl sonra İstanbul’a döndüm. İstanbul’da daha çok sergiye gidiyorum, başka işleri daha çok görebiliyorum, daha interaktifim ve sanatçılarla iş birliği içindeyim, kendimi büyük resimde nasıl bir bağlamda oturtacağım üzerine daha çok düşünebiliyorum. Dışarıdan daha çok besleniyorum. Aslında ihtiyaçlarla ilgili biraz, bazen dışarıya kapanmak gerekiyor ve içeride olmak; ve sonra dışarıya çıkınca kim olduğumu biliyorum, bu çok önemli.
14. İzleyicinin eserlerinizle karşılaştığında ne hissetmesini veya neyi sorgulamasını umuyorsunuz?
İzleyicinin esere baktığında durmasını, detaylı bakmasını, biraz belirsizlikte kalmasını, düşünmesini, birden fazla anlamlar ve duygular içine girmesini umuyorum. Klasik düşünce kalıplarından çıkmasını istiyorum. ’’X, Y’dir. Bu böyledir. Şu şöyledir.’’ Bunların bırakılmasını… Bir insan kurallar ve kalıplara saplanmadan sadece kendi iç yönergesiyle nasıl istikrarlı, özgün, özgür, cesur bir şekilde kendine bir dil üretebiliyor? Bu çerçevede tutarlı bir disiplinin gözlemlenmesini bekliyorum.
15. Bugün sizi en çok heyecanlandıran yaratıcı soru nedir ve bu soru sizi gelecekte nasıl işlere götürebilir?
Resim nasıl şiirsel olabilir? Bunu çok merak ediyorum. Biraz araştırmaya başladım, yeterli kaynak bulamadım, devam edeceğim zamanla… Resim ve şiirle ilgileniyorum, ikisini ayırmaktansa nasıl birleştirebilirim? İmgeyle nasıl şiir yazabilirim? Bu soru beni ileride biraz daha mistik, belirsiz, sembolik, belki sürrealist işlere götürebilir mi? Bunları düşünüyorum…