Tuğçe Ülkü Kesen, Doğu'nun geleneksel halı motiflerini endüstriyel lateks dokularıyla buluşturarak kültürel hibritliği, oryantalizmin güncel biçimlerini ve modern bireyin "ikinci derisini" sorguluyor

1. Sanat pratiğinizde geleneksel görsel hafıza ile çağdaş estetiği bir araya getirme fikri nasıl ortaya çıktı?
Coğrafyanın taşıdığı köklü kültürel miras ile modern, endüstriyel dünyanın getirdiği yapay gerçeklik arasında her zaman güçlü bir bağ hissettim. Bu iki zıt kutbun çarpışmasından doğan görsel gerilim, imgelerin oluşturduğunkontrast benim için günümüz insanının kimlik arayışını anlatmanın en samimi yoluydu.
2. Kültürel hibritlik kavramı sizin için ne ifade ediyor ve bu kavram çalışmalarınıza nasıl yansıyor?
Hibritlik, ne tamamen geçmişe ne de tamamen geleceğe ait olamama hali, yani arada kalmışlık. Eserlerimde geleneksel kilim motifleriyle tezat oluşturan çağdaş elementleri yan yana getirerek, bu melez kimliği ve kültürel katmanlaşmayı yüzeye aktarıyorum.
3. "Oryantalizmin Romantizmi" serisinin çıkış noktası neydi?
Doğu'nun batılı gözüyle romantize edilmiş, egzotikleştirilmiş imajını masaya yatırma isteğiydi. Bu seride, bize dayatılan o "romantik" Doğu algısını, modern ve sert materyallerin diliyle yeniden inşa ederek yapaylığını sorgulamayı amaçladım.
4. Bu seride kullandığınız halı motifleri sizin için hangi tarihsel ve kültürel anlamları taşıyor?
Halı ve kilim motifleri, bu toprakların ortak görsel hafızası, kolektif bilinçaltı ve dilsiz anlatılarıdır. Her biri bir hikayeyi, aidiyeti ve kökleri temsil eder; benim için geçmişle kurulan kopmaz bir bağdır.
5. Geleneksel halı desenleri ile endüstriyel lateks dokusunu bir araya getirirken nasıl bir görsel ve kavramsal karşıtlık yaratmayı amaçladınız?
Geleneksel olanın sıcak, tanıdık ve zamansız dokusuna karşı; lateksin yapay, soğuk ve endüstriyel yapısını kullandım. Bu tezat, kutsal olanla fetişleştirilen, geçmişle şimdiki zaman arasındaki o tekinsiz ama çekici sınırı görünür kılıyor.
6. Eserlerinizde sıkça karşımıza çıkan parlak yüzeyler ve "ikinci deri" fikri neyi temsil ediyor?
Parlak yüzeyler ve yapay dokular, modern insanın dış dünyaya karşı kuşandığı zırhı, yani "ikinci deriyi" temsil ediyor. Bu deri, hem arzuları gizleyen veya parlatan bir vitrin hem de kırılganlığı koruyan yapay bir katman.
7. Toplumsal maskeler ve bireysel kimlik arasındaki ilişkiyi sanatınız üzerinden nasıl yorumluyorsunuz?
Günümüz dünyasında birey, kabul görmek için toplumsal maskeler takmak zorunda kalıyor. Eserlerimdeki katmanlar da tam olarak bunu anlatıyor: Üstteki parlak, yapay zırhı kazıdığınızda altından çıkan o ham, geleneksel ve kırılgan özü arıyorum.
8. Oryantalizm kavramının günümüzde hâlá etkisini sürdürdüğünü düşünüyor musunuz? Bu konuda sanatın rolü nedir?
Kesinlikle evet, sadece biçim değiştirdi; bugün dijital estetik ve tüketim kültürü üzerinden yeniden üretiliyor. Sanatın rolü ise bu yeni nesil egzotikleştirmeyi ve tüketim nesnesi haline getirilen kimlikleri deşifre etmek, izleyiciyi bu yapaylıkla yüzleştirmektir.
9. Kimlik ve temsil meseleleri üretim sürecinizde hangi sorular etrafında şekilleniyor?
"Bize ait olan ne kadar gerçek?", "Küreselleşen dünyada yerel kimliğimizi korurken neyi feda ediyoruz?" ve "Dışarıdan görünen imajımız, içerideki özü ne kadar temsil ediyor?" soruları pratiğimin merkezini oluşturuyor.
10. Çalışmalarınızda geleneksel estetiğin gizemi ile çağdaş yaşamın hızını yan yana getiriyorsunuz. Bu iki dünyanın kesişiminde sizi en çok ne ilgilendiriyor?
Beni en çok bu iki zıt dünyanın kesiştiği an ortaya çıkan o "uyumsuz ahenk" ve tekinsizlik ilgilendiriyor. Kadim olanın ağırlığı ile modernin uçuculuğu yan yana geldiğinde, ortaya çok güçlü bir çağdaş mitoloji çıkıyor.
11. İzleyicinin eserlerinizle karşılaştığında hangi duygu veya düşüncelerle yüzleşmesini umuyorsunuz?
Hem çok tanıdık hem de bir o kadar yabancı bir his hissetmelerini istiyorum. Parlak yüzeyin cazibesine kapılıp içeri çekilmelerini, ardından alt katmanlardaki kültürel kodlarla karşılaştıklarında kendi aidiyetlerini sorgulamalarını umuyorum.
12. Son dönem çalışmalarınızda öne çıkan fetis teması sizin için hangi kavramsal alanları açıyor?
Buradaki fetiş, sadece erotik bir çağrışım değil; nesnelerin, materyallerin ve hatta kültürlerin günümüz dünyasında nasıl aşırı arzulanır ve tüketilir hale geldiğiyle ilgili. Materyalin kendisini (lateks/parlak yüzeyler) bir arzu nesnesi olarak konumlandırıp tüketim toplumunu sorguluyorum.
13. Dijital kurgu ile klasik resmi birleştirdiğiniz üretim sürecinizden biraz bahseder misiniz?
Süreç ilk olarak dijital ortamda başlıyor; motifleri, katmanları ve formları dijital kurgu ile kolajlayıp kompozisyonun matematiğini kuruyorum. Ardından bu dijital taslağı klasik resim teknikleriyle tuvale veya fiziksel yüzeye aktararak el işçiliğinin organik enerjisiyle buluşturuyorum.
14. Dijital teknolojilerin sanat üretimine kattığı olanakları ve sınırlılıkları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dijital teknolojiler, kompozisyon ve deneme-yanılma aşamasında sonsuz bir özgürlük ve hız sunuyor (büyük bir olanak). Ancak malzemenin fiziksel dokusu, rastlantısallığı ve boyanın izleyiciyle kurduğu o organik, somut bağ dijitalde eksik kalıyor; sınırlılık tam olarak bu noktada başlıyor.
15. İstanbul’da yaşamak ve üretmek sanat pratiğinizi nasıl etkiliyor?
İstanbul, doğası gereği zaten kolaj bir şehir; bir sokakta bin yıllık bir tarihi görürken, hemen arkasında devasa sanayi binalarını veya plazaları bulabiliyorsunuz. Şehrin bu tezatlığı, kaosu ve çok kültürlü yapısı, işlerimde aradığım o zıt kutupların birlikteliğini doğrudan besliyor.
16. Günümüz çağdaş sanat ortamında sizi besleyen veya ilham veren gelişmeler neler?
Disiplinlerarası sınırların tamamen ortadan kalkması ve geleneksel zanaatların (tekstil, seramik, dokuma) çağdaş sanat diliyle yeniden radikal bir şekilde yorumlanması beni inanılmaz besliyor.
17. Yakın gelecekte üzerinde çalıştığınız ya da izleyicilerle buluşturmayı planladığınız projelerden bahsedebilir misiniz?
Geleneksel motifler ile endüstriyel malzemelerin (lateks, parlak dokular) yarattığı bu kontrastı daha büyük ölçekli enstalasyonlara ve mekansal deneyimlere taşımayı hedefliyorum. İzleyicinin sadece bakmadığı, o yapay derinin ve dokunun içine dahil olabileceği yeni bir sergileme pratiği üzerinde çalışıyorum.