Lizbonlu görsel sanatçı ve eğitmen Sofia Coelho ile çizginin, hafızanın ve malzemenin kırılganlığının peşine düştük. Sanatın bir kaçış değil, dünyada kalma biçimi olduğunu vurgulayan Coelho, içsel ritmini kağıda nasıl aktardığını anlatıyor.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Ben Lizbonlu bir görsel sanatçı ve öğretmeniyim; çalışmalarım çizgi, duyu ve hafıza arasında bir yerlerde geziniyor. Görünmeyenle, bir jest kağıt üzerinde belirmeden hemen öncesiyle ya da silinip gitmesinden hemen sonrasıyla ilgileniyorum. Öğretmenlik yapmak, yaratıma bakış açımı genişletmemi sağlıyor: Hepimizin farklı gördüğünü ve güzelliğin tam da bu farklılıkta başladığını anlamamı sağladı.
Sanat sizin için bir kaçış mı, yoksa bir ifade biçimi mi?
Sanat bir kaçış değil; bir kalma biçimidir. Kendimi bu şekilde çıpalıyorum. Henüz adını koyamadığım duygularımı burada anlıyorum. Benim için ifade etmek göstermekle ilgili değil; başkalarının kendi hikayeleriyle işin içine girmelerine izin verecek kadarını açığa çıkarmakla ilgilidir.
Bir çalışmanızın hiçbir zaman gerçekten bitmediğini hissettiğiniz oldu mu? Bir işi "tamamlanmış" kılan nedir?
Evet, sürekli. Çizimlerim genellikle hala nefes alıyormuş, hala dönüşüyormuş gibi hissettiriyor. Bir iş, soru sormayı bırakıp kendi sessizliğini korumaya başladığında tamamlanmıştır. Geriye doğru bir adım atabileceğimi hissettiğimde... ve artık bana ihtiyacı kalmadığında.
Geçmişinizde size ilham veren biri oldu mu; belki bir arkadaş, bir öğretmen ya da bir aile üyesi?
Bana yavaşça bakmayı; tereddütü, gerilimi, yumuşaklığı ve yokluğu fark etmeyi öğreten öğretmenlerim oldu. Ailemde ise yaratıcılık dramatik bir şey değildi; sadece izin verilen bir şeydi. O sessiz onaylanma hali, beni o dönem fark ettiğimden çok daha fazla şekillendirdi.
Sanatınızı üretirken yalnız olmayı mı tercih edersiniz?
Genellikle evet. Yalnızlık, başka türlü ulaşamayacağım belirli bir içsel sıcaklığa, bir frekansa erişmemi sağlıyor. Ancak çevremde insanların sessizce çalışmasının enerjisini de seviyorum. Konuşmadan. Sadece... var olarak. Bu mevcudiyet derinden ilham verici olabiliyor.
Hayatınızda size yeni bir sanatsal perspektif kazandıran bir dönem oldu mu; bir ilişki, bir yolculuk?
Kesinlikle. Çizim yapma şeklimi, bir çizgiyi seçme ya da silme biçimimi değiştiren kırılmalar, duygusal değişimler, kopuşlar, karşılaşmalar ve yoğun anlar oldu. Özellikle bazı ilişkiler, nüanslara ve kırılganlığa olan dikkatimi keskinleştirdi. Çalışmalarımda kapalı olduğunu bile bilmediğim kapılar açtılar.
Son zamanlarda size ilham veren bir film ya da kitap oldu mu? Sanatınızı herhangi bir şekilde etkiledi mi?
Son zamanlarda, duygusal dip akıntısı anlatıdan daha güçlü olan işlere, sessizlik içinde hareket eden hikayelere çekiliyorum. Bu etkiler çizimlerimde doğrudan belirmiyor ancak içsel ritmimi değiştiriyor. Ritmim değiştiğinde ise iş de onu takip ediyor.
Resim yapmak ya da çizim yapmak hakkında öğrendiğiniz en tuhaf şey nedir?
İşin genellikle benden daha fazlasını bildiği. Bana direniyor, çelişiyor ve beni şaşırtıyor. Bazen kontrolün bende olduğunu düşünüyorum... ve sonra tek bir çizgi her şeyi mahvediyor ve aynı anda her şeyi kurtarıyor.
Sanatsal yolculuğunuzda hiç "Aha!" dediğiniz bir an oldu mu?
Evet, kırılganlığı gizlememe gerek olmadığını anladığım gün. Tereddütlerimin, duygularımın, yoğunluğumun... işte birer kusur değil, onun malzemesi olduğunu fark ettiğim gün. Bu her şeyi değiştirdi.
Kullandığınız renkler, şekiller veya teknikler kişisel hayatınızdaki duyguları veya izlenimleri yansıtıyor mu?
Her zaman. Objektif olmaya çalıştığımda bile. Çizgilerim duygularım gibi davranma eğilimindedir: bazen kontrollü, bazen fevri, bazen de neredeyse yok gibi. İş, o an içimde ne taşıyorsam onun bir haritasına dönüşüyor.
Süreci sonuçtan daha çok mu seviyorsunuz? "Kendini kaybetme" hissi ne kadar kişisel?
Süreç, kendimi en canlı hissettiğim yer. Zamanın, gürültünün ve beklentilerin, yani her şeyin çözülüp gittiği bir an var. O an tamamen kişisel... neredeyse mahrem. Gerçek işin ortaya çıktığı yer burası.
Üretirken içinizdeki bir ses tarafından yönlendirildiğinizi hissediyor musunuz?
Bir ses değil, daha çok bir titreşim. Bir çekim gücü. "Evet, burada" ya da "Hayır, bu değil" hissi. İnce bir şey ama ona güvenmeyi öğrendim.
İnsanların sanatınıza baktıklarında genellikle ne hissettiklerini düşünüyorsunuz?
İnsanlar bana genellikle bir tür sessiz yoğunluk hissettiklerini söylüyor; hafifçe askıda kalan, samimi, neredeyse dokunsal bir şey. Birçoğu, tam olarak açıklayamadıkları bir duyguyu hatırlattığını söylüyor. Bu hoşuma gidiyor. İşin bir anlamı kapatmasını değil, bir kapı açmasını istiyorum.
En sevdiğiniz ilk 3 şarkı?
En sevdiğiniz ilk 3 kitap?
En sevdiğiniz ilk 3 yemek?
En sevdiğiniz ilk 3 aktivite?
En sevdiğiniz ilk 3 şehir?
Sizce sanatta para var mı?
Var ama efsanelerde anlatıldığı gibi değil. Sürekliliğin, tutarlılığın, topluluğun ve bağlamın olduğu yerde para var. Sanat hem mahrem hem de profesyonel bir alandır. İşin sırrı, kendi gerçeğinizi kaybetmeden her ikisinde de yol alabilmektir.
Sanata yeni başlayan birine ne tavsiye verirsiniz?
Kendinize karşı sabırlı olun. Başkalarını neyin etkilediğine değil, sizi neyin harekete geçirdiğine dikkat edin. Deneyin, yok edin, yeniden başlayın. En önemlisi: Merakınızı koruyun. O sizin en değerli aracınız.