Varoluşsal soruları, günlük hayatın gözden kaçan detaylarını ve rüyaların bilinçdışı katmanlarını tuvale taşıyan Ebru Sıcakyüz, biçimsel ve zihinsel sınırları sorguluyor. Tekstil disiplininden gelen görsel hafızasını resmin özgür diliyle birleştiren söyleşi, izleyiciyi kırık bir aynanın yansımalarına bakmaya davet ediyor.

1. Sanat pratiğinizde varoluşsal sorgulama önemli bir yer tutuyor. Bu sorgulamanın başlangıç noktası sizin için neydi?
Kendimi bildiğim ilk zamanlardan beri “ne için yaşamalıyım, neden hayatta kalmak zorundayım?” soruları hep benimleydi. Etrafımdaki diğer insanlar doğal olarak yaşama motivasyonuna sahipken benim aklımda her zaman sorular vardı. Hayat pratiklerinin büyük anlatılarla çelişmesi, eşitsizlikler ve geleneksel kurallarla örtüşmemesi bu meraklarımı zorluyordu. Kısaca kendimi tanımaya başlama yolculuğum için bu diretmeler ve sorular bir başlangıç oldu.
2. Günlük hayatta birçok insanın fark etmeden geçtiği detaylar sizin üretim sürecinizi besliyor. Bir detayın zihninizde bir esere dönüşeceğini nasıl anlıyorsunuz?
Sanırım sanatla ilgili her insan için bazı detaylara saplantılı şekilde odaklanmak bir zorunluluk. Öyle olmasını istediğim için değil, ama başka türlüsü olmadığı için. Bir çalışmaya başlamadan önce hayata tanık olarak yani önce aktif olarak içinde yer alarak ve çeşitli kaynaklardan beslenerek içe döneceğim zamanı bekliyorum. Bu içe dönüş ve sakince kapanmalar bir döngü gibi sıklıkla tekrarlanıyor. Sonra da zihnimi eskizlerin çizgilerine bırakıyorum.
3. Eserlerinizde sıkça karşımıza çıkan parçalanmış figürler ve eksik bedenler neyi temsil ediyor?
Figürleri parçalamayı algımın tuvale yansıması olarak kuruyorum. Bana göre fiziksel olarak gördüklerimizde mutlak bir bütünlük olsa da algılarımız sonucu zihnimizde yaratılan dünya, kırık bir ayna gibi. Zihnimizde bize eşlik eden tüm fikirler bize bütün görünse de aslında hiçbiri tam olarak mantıklı ya da doğru değil. Yargılarımız her zaman bizi yanıltıyor.
4. Bilinçdışı ve rüyalar çalışmalarınızın önemli kaynakları arasında. Sizi en çok etkileyen veya bir esere doğrudan ilham veren bir rüyanız oldu mu?
Belirli bir rüya olmadı, fakat tekrar eden rüyalarım var. Bir rüyayı direkt kullanmaktan ziyade sevdiğim imgelerle rüya gibi bir kompozisyon oluşturmayı seviyorum. Böylece tarif edilmese de her izleyicide(alımlayanda) farklı hislere neden olacak çalışmalar olmasını istiyorum.
5. Jung’un arketip kavramı üretim sürecinizi nasıl etkiliyor? Kendinizi en yakın hissettiğiniz arketip hangisi?
Çalışmalarım Jung ile başlamadı, fakat Jung dünyasına daldıkça içsel olarak kurduğum evrenle örtüştüğünü gördüm. Bu da çalışmalarımın fikirlerini köklendirdi. Tıpkı rüyalarımda olduğu gibi bir arketip üzerine yoğunlaşmıyorum, öğrendiklerimin ve hislerimin kendi estetik algım içinde filizlenmesine izin veriyorum.
6. Sembollerin hem bireysel hem de toplumsal anlamlarını araştırıyorsunuz. Zaman içinde sizin için anlamı tamamen değişen bir sembol oldu mu?
Hayır olmadı, ama benim için bir anlam ifade eden herhangi bir imajın kendi bilinç dışım ve psikolojimde bir duyguya ya da anıya çipalanmış olabildiğini de bu süreçte keşfettim. Günlük hayatımızda kullanılan bir emojinin geçmişten gelen sürecini, dillerin dönüşümünü düşünmek bile beni hâlâ büyülüyor.
7. Tekstil tasarımı geçmişiniz, resimlerinizdeki kompozisyon, doku veya renk kullanımına nasıl yansıyor?
Başlangıçta etkilemediğini düşünüyordum. Nihayetinde desenlere, renklere ve dokulara maruz kalmış bir gözün geçmiş birikimlerini söküp atması ve etkilenmemesi mümkün değil sanırım. Tasarımcılık estetik algıyı diri tuttuğu için bunu olumlu bir birikim olarak görüyorum. Yine de beni, boyalarla hemhal olmak kumaşlarla olandan daha çok heyecanlandırıyor.
8. Tasarım disiplini ile özgür sanat üretimi arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Tasarım ve sanat bambaşka diller. Tasarımdaki sınırlılık ve isteklere göre hareket etme fikri bazen daha kolay görünse de ikisinin de kendine has dinamikleri var. Sanat ise başka bir dille konuştuğumu düşündüğüm daha özgür ve daha tatmin edici bir alan.
9. İzleyicinin eserlerinize ilk bakışta anlam verememesi sizi rahatsız eder mi, yoksa bunun sürecin bir parçası olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Bu beni rahatsız etmez. Bizde sanat okuryazarlığı doğru şekilde verilmediği için insanlar çoğunlukla sanattan anlamadıkları yanılgısına düşüyorlar. Oysa sadece renklerin büyüsüne kapılmak ya da estetik bir haz almak çoğu zaman yeterlidir. Bunca görsele maruz kaldığımız günümüz dünyasında görsel beğenimizin olmaması mümkün değil. Büyük ve üstten anlatılar nedeniyle insanlar sanattan korkuyor.
10. Eserlerinizde gerçeklik ile rüya arasında belirsiz bir alan oluşturuyorsunuz. Sizce bu iki dünya birbirinden gerçekten ayrılabilir mi?
Bence hepsi hayatın bir parçası. Fizik kurallarıyla yaşadığımız evrene onu algılamak, başa çıkmak ve kendi çözümlerimizi yaratmak için bilinç dışımız eşlik ediyor sadece.
11. Günümüz dünyasında bireyin kendisiyle kurduğu ilişkinin en büyük kırılma noktası sizce nedir?
Bence bunun pek çok nedeni var. Sosyal medyayı, teknoloji ve getirdiklerini suçlamak çok kolay, fakat bu kırılmalar her dönemde vardı. Bu en çok da bize dayatılan sistemin, yönetimlerin suçu. Bazılarının daha eşit olduğu bu sistemde insanlar bilinçli olarak kendini tanıma deneyimlerinden yoksun bırakılıyor.
12. Eserlerinizde kullandığınız imgelerden hangisi sizi en iyi temsil ediyor ve neden?
Biri için en iyi temsil ediyor diyemem. Çoğu zaman kendi istekleriyle yerlerini buluyorlar. Yine de bunca kitsch kullanımına rağmen gözleri kullanmayı seviyorum. Bazen kitsch olacağını düşünerek inatla gözler boyamak istiyorum. Çünkü her dönemde farklı bağlamlarda kullanılmış.
13. Sanat üretirken sezgileriniz mi sizi yönlendiriyor, yoksa önceden kurguladığınız bir düşünce mi?
İkisi birlikte olduğunda kendim için tatmin edici sonuçlar alıyorum. Kişilik özelliklerim planlama ve ön kurgulara ihtiyaç duyuyor, ama bunu yaparken bilinçdışı rastlantısallıktan da bolca faydalanıyorum.
14. Eşinizin denizci olması ve uzun süre denizde bulunması, zaman, özlem, bekleyiş ya da yalnızlık gibi kavramlara bakışınızı ve üretim sürecinizi etkiledi mi? Bu deneyimin çalışmalarınıza yansıdığını düşünüyor musunuz?
Eşimin seyahatlerinde çoğunlukla ona eşlik ettim. Bence bu seyahatler, hayata bakışımı olumlu anlamda etkiledi. Dünyanın küçüklüğüne ve farklı kültürlere erken yaşta tanık olmak dışında bilmediğim bir mesleği tanımak ve az insanın tanık olabileceği bir ortamda bulunmak zihnimin kavramsal alanını genişletti. Denizcilik literatürü, tıpkı tekstil literatürü gibi beynimde odacıklar açtı sanki. Ana dilimin derinleşmesi gibi bir hisle, bu literatür beni büyüledi. Bu sayede daha çok yazdım ve daha çok anlatma ihtiyacı duydum. Elbette eşimin yalnız sefere çıktığı anlarda o özlem tuvallerime de sızdı.
15. İzleyicinin eserlerinizden ayrılırken yanında götürmesini en çok istediğiniz duygu veya soru nedir?
Bir his! Korku, tedirginlik ya da huzur! O her neyse bir hisle ayrılmalarını isterim.
16. Sanata yeni başlayacak kişilere tavsiyeleriniz nelerdir ?
Sanat yapıyor muyum diye düşünmeden sadece çizmeye, çalışmaya ve üretmeye devam etmeleri, özgün olsun yeter.