Flaneuse
AKIŞSANATÇILARRÖPORTAJLARSERGIDERGI
AKIŞSANATÇILARRÖPORTAJLARSERGIDERGI
about
← Tüm röportajlara dön
Sanatçı Profili →
The Forum — Röportaj

Eren Kara: Beton Blokların ve Ayçiçeklerinin Sessiz Direnişi

Eren Kara, Diyarbakır'daki atölyesinde beton, yıkım ve iş makinelerinin mekanik sertliğine karşı ayçiçeklerinin direncini konu alıyor. Sanatı bir kaçış değil yüzleşme olarak konumlandıran sanatçı, kentleşme ve doğa arasındaki kavramsal gerilimi aktarıyor.

Sanatçı mısınız?

Her zaman öne çıkaracağımız yeni yetenekler arıyoruz. Portföyünüzü editoryal ekibimize gönderin.

Flaneuse

Sanatçı röportajları, küratöryel yazılar, dijital sergiler ve bağımsız editoryal dosyalar sunan iki dilli çağdaş sanat platformu.

  • HAKKIMIZDA
  • GİZLİLİK POLİTİKASI

© 2026 FLANEUSE MAG. TÜM HAKLARI SAKLIDIR.

KULLANIM KOŞULLARI
25 Temmuz 2026Eren Kara
Eren Kara: Beton Blokların ve Ayçiçeklerinin Sessiz Direnişi
Interview — Eren Kara
(01) SanatçıEren Kara
(02) Detaylar
July 25, 2026
PaıntıngContemporary ArtUrbanızatıonEcologyConceptual Art
(03) Paylaş

1- Kendinizden biraz kısaca bahsedebilir misiniz?

1995 yılında Diyarbakır'da doğdum. Atölyemde sanatsal üretimlerime devam ediyorum. Genellikle doğa, insan, çevre, beton, yıkım ve iş makineleri üzerine çalışıyor; bu sert ve mekanik imgelerin karşısına ayçiçeklerini yerleştirerek doğanın direncini, umudu ve yaşamın yeniden filizlenme gücünü vurguluyorum.

2- Sanat kaçış yolu mu yoksa daha çok bir ifade biçimi mi?

Benim için sanat asla bir kaçış değil; tam tersine, yüzleşmenin bir biçimi. Dünyanın karmaşası, yıkımı ve sessizliği içinde kendimi, insanı ve doğayı yeniden anlamaya çalıştığım bir alan. Sanat, içsel bir direniş ve varoluşun ifadesi. Üretmek, hem gördüklerimle hem de hissettiklerimle yeniden bağ kurmamı sağlıyor. Kaçmak yerine, o duygunun tam ortasında kalıp onu dönüştürmeyi seçiyorum.

3- Hiçbir zaman tamamlanmadığını hissettiğiniz bir işiniz oldu mu? Yoksa “tamamlanmış” bir eser nasıl olmalı?

Aslında hiçbir işimi tamamen "bitti" diyerek bıraktığımı söyleyemem. Çünkü her eser, bir duygunun ya da düşüncenin o anki hâlini yansıtıyor; zamanla ben değiştikçe, o da değişmeye devam ediyor. Bence tamamlanmış bir eser yok, sadece o anda söylenmesi gereken sözü söylemiş bir üretim var. Sanatta bitiş değil, dönüşüm var.

4- Geçmişte size ilham veren biri var mıydı? Belki bir dost, öğretmen, aile vs vs...

Sanata ilgim ve resim yeteneğim çocukluk dönemimden beri vardı. Ailem bu konuda her zaman yanımda oldu. Sanat yapmak ve kendi alanımı oluşturmak için atölyemi kurarken bana en çok ilham veren kitaplardan biri Paulo Coelho'nun Okçu'nun Yolu oldu. Bu kitap, üretmenin bir hedef değil, bir yolculuk olduğunu bana hatırlattı.

5- Sanatınızı yaratırken yalnız kalmayı mı tercih ediyorsun?

Aslında üretim sürecinde yalnızlık benim için bir zorunluluk değil ama bir ihtiyaç gibi. Çünkü o anda hem kendimle hem de konu edindiğim doğa, insan ve çevreyle daha derin bir bağ kurabiliyorum. Sessizlik, düşüncelerin şekillenmesine, duyguların resme dönüşmesine alan açıyor. Ama bu yalnızlık tam bir kopuş da değil; dış dünyanın sesleri, yaşananlar, gördüklerim o sessizliğin içinde yeniden biçim buluyor. Yani aslında yalnız gibi görünsem de, resimlerimde her zaman direnen bir yaşam ve umut var.

6- Yaşamınızdaki herhangi bir dönem, sanatsal perspektifine yeni bir bakış açısı kazandırdı mı? Mesela bir ilişki ya da bir seyahat?

Ayçiçekleri her zaman resimlerimde vardı; ancak 6 Şubat depremi ve modern dünyanın doğayı betonlaştırması ve tahrip etmesi resimlerime yeni bir konu ve bakış açısı kazandırdı. Bu olaylar yalnızca görsel bir tema sunmakla kalmayıp, insanın doğayla olan ilişkisini sorgulayan düşünsel bir boyut da ekledi üretimime.

7- Son zamanlarda sizi etkileyen bir film ya da kitap oldu mu? Sanatını nasıl etkilediğini düşündün mü?

Son zamanlarda beni etkileyen kitaplardan biri Paulo Coelho'nun Okçu'nun Yolu, bir diğeri ise George Orwell'in Hayvan Çiftliği oldu. Okçu'nun Yolu, üretmenin bir hedef değil, sürekli keşfedilen bir yol olduğunu gösteriyor; aynı zamanda hedefine ulaşmak için inanmanın ve çabalamanın önemini vurguluyor. Hayvan Çiftliği ise güç, eşitlik ve baskı ilişkilerini sorgulamama, toplumdaki adaletsizlikleri ve insanların birbirini yönlendirme eğilimlerini düşünmeme yol açtı. Bu deneyimler, eserlerimde ele aldığım temalara ve bakış açıma yeni derinlikler kattı.

8- Resimle ilgili öğrendiğiniz en tuhaf şey ne oldu?

Bazen en beklemediğim nesneler, bir tabloya dönüşürken bambaşka bir ifade kazanabiliyor. Beton veya iş makineleri gibi mekanik araçlar tablolarımda farklı bir hikâye yaratabiliyor; hatta figürlerin kafalarını ayçiçekleriyle tasarlamak bile çalışmalarıma yeni bir yaşam katıyor.

9- Sanatınızı yaparken yaşadığın bir dönüm noktası ya da “Aha!” anın oldu mu? O anın ne kadar dönüştürücü olduğunu anlatabilir misin?

Aslında yakın zamanda oldu. Her gün yeni şeyler araştırıyor ve okuyorum; fikirlerimi önce dijital olarak tasarlıyor, ardından tablolarıma aktarıyorum. Bu süreçte bazı imgeler ve figürler zamanla farklı bir ifade kazanıyor. Örneğin, ayçiçeklerini figürlerin yüzlerine yerleştirmek, resimlerimde anlatısal olarak yeni bir derinlik oluşturdu ve üretimime dönüştürücü bir boyut kattı.

10- Sanatınızda kullandığın renkler, şekiller ya da teknikler, kişisel hayatındaki bir izlenimi ya da duyguyu yansıtır mı?

Kullandığım bazı renkler ve teknikler kişisel duygularımı ve izlenimlerimi yansıtıyor. Ayçiçeğinin doğal sarı ve turuncu tonları umut ve direnci ifade ediyor; siyah ve gri tonlar ise gözlemlediğim modern dünyanın sert ve mekanik yanını aktarıyor.

11- Sonuçlardan çok süreci sevdiğini söylediniz mi hiç? Yaratırken yaşadığın o “kaybolma” duygusu, ne kadar sana ait bir şey?

Evet, sanatta benim için sonuçtan çok süreç önemli. Çünkü o süreçte hem kendimle hem de ürettiğim şeyle bir bağ kuruyorum. Zaman zaman kaybolma hissi de oluyor; ama bu, üretimin doğal bir parçası. O kaybolma hâli beni yeni yollar keşfetmeye ve resmi yeniden düşünmeye itiyor. Sonuç bir noktada görünür olsa da asıl olan o sürecin kendisi; orada hem kendimi hem de dünyayı yeniden anlamlandırıyorum.

12- Sanatını yaratırken içsel bir sesiniz sizi yönlendiriyor mu?

Çoğu zaman içsel bir ses beni yönlendiriyor. Bu ses bazen bir sorgulama, bazen bir sessizlik, bazen de sadece bir görüntüyle gelen bir his olabiliyor. O sesi dinlemek, üretim sürecimin en doğal kısmı; çünkü neyi neden yaptığımı, hangi duygunun beni yönlendirdiğini o anda en net orada fark ediyorum. İçimde her zaman ileride güzel şeylerin olacağına dair bir umut taşıyorum ve sanırım o ses, çoğu zaman bu umudun kendisinden doğuyor.

13- İnsanlar genelde sanatınızı incelerken neyi hissediyorlar, size göre?

Aslında insanların ne hissettiğini tam olarak bilemem, bu benim için hep gizemli bir alan. Ama dilerim ki eserlerime bakanlar, benim hissettiğim duyguların bir kısmını - özellikle umudu, direnci ve yaşamın kırılgan ama inatçı tarafını hissedebilirler. Ayçiçeği nasıl güneşe dönüp ışığı aramaktan vazgeçmiyorsa ben de izleyicinin o yönelişi, o yaşama tutunma hâlini fark etmesini isterim.

14- En sevdiğiniz 3 müzik?

Nessi Gomes - All Related Tom Odell - Another Love Salif Keita - Folon

15- En sevdiğiniz 3 kitap

Paulo Coelho - Okçu'nun Yolu George Orwell - Hayvan Çiftliği Franz Kafka - Dönüşüm

16- En sevdiğiniz 3 yemek

İmam Bayıldı/Karnıyarık, Et Sote, Tavuk Haşlama

17- En sevdiğiniz 3 aktivite

Doğa Yürüyüşü, Yeni Şehirler Görmek, Futbol Oynamak

18- En sevdiğiniz 3 şehir

Amsterdam Paris İstanbul

19- Sanatta para var mı?

Sanatımı yaparken asla para odaklı biri değilim; ancak sanat üretim sürecinde kullanılan malzemeler, teknikler ve mekânsal koşullar düşünüldüğünde, para bir gereklilik hâline gelebiliyor. Bana göre sanatta para kazanmak, sanatçının bulunduğu şehir, ülke ve coğrafyayla yakından ilişkili bir durum. Sanata değer veren, üretimi destekleyen ülkelerde sanatçılar daha sürdürülebilir bir üretim ortamı bulabiliyor; ne yazık ki bu her coğrafyada mümkün olmuyor.

20- Yeni başlayacak kişilere öneriler

Sanata yeni başlayacak kişilere en çok söylemek istediğim şey, sürece güvenmeleri olurdu. Çünkü sanat aceleyle değil; deneme, yanılma ve sorgulama üzerinden şekillenir. Başlangıçta ne yapmak istediğini bilememek ya da zaman zaman yönünü kaybetmek çok doğal - bu, üretimin bir parçası. Sürekli okumak, gözlem yapmak ve kendini beslemek önemli; ama en önemlisi, kendi sesini bulma cesaretini göstermek. Başkalarına benzemeye çalışmak yerine, kendi yolunu çizmek gerekiyor. Çünkü sanatın özü, insanın kendisiyle ve dünyayla kurduğu o özgün ilişkide saklı.

← Tüm röportajlara dön© 2026 Flaneuse Mag