Fotoğrafçı ve yazar Celia Montes, Portekiz'in rüya gibi atmosferini kadrajına nasıl sığdırdığını anlatıyor. Dinginlik, merak ve görsel şiirsellik üzerine bir keşif yolculuğu.

1. Fotoğrafçılığa ilk ne zaman başladın ve seni bu yola çeken neydi?
Kendimi bildim bileli fotoğrafçılığa aşıktım ama ilk fotoğrafçılık kursuma gitmeye ancak 2020 yılında karar verdim. O günden beri kameralarıma tamamen bağlandım; artık günlük hayatımın ayrılmaz bir parçası haline geldiler.
2. Portekiz’in görsel estetiği çalışmalarını nasıl etkiliyor? Seni en çok hangi bölge besliyor?
Geçen yıl Portekiz’e taşındığımdan beri bu ülkeyi inanılmaz derecede ilham verici buluyorum. Binaların pastel tonları, dar sokaklar ve yumuşak ışık rüya gibi bir atmosfer yaratıyor. Özellikle Lizbon bana çok ilham veriyor; şehir sürekli hareket halindeki bir tablo gibi hissettiriyor.
3. Kendine has bir imza stilin olduğunu düşünüyor musun? Bu stil nasıl gelişti? Evet, yumuşak ve sakinleştirici tonlarla kendime özgü bir pastel estetiği geliştiriyorum. Siyah-beyaz fotoğrafçılığı da sevdiğim için dengeyi bulmam zaman aldı ama zamanla vizyonuma sadık kalarak bir denge kurmayı öğrendim.
4. Çekim yaparken en çok neyi yakalamaya çalışıyorsun: Bir duyguyu mu, bir anı mı yoksa bir hikayeyi mi?
Bir hissi yakalamaya çalışıyorum; çoğunlukla dinginlik, huzur ve sükunet. Bu kadar hızlı akan bir toplumda, bu duygulara yer açmanın önemli olduğunu düşünüyorum.
5. Kariyerinde her şeyi değiştiren bir dönüm noktası oldu mu?
Granada’daki ilk fotoğraf sergimi açtıktan sonra devam etmek için büyük bir güç buldum. İnsanların işlerinize görmesi, onlarla bağ kurması ve sizi desteklemesi inanılmaz derecede ödüllendirici.
6. Portekiz’de bir fotoğrafçı olarak geçimini sağlamak nasıl? Temel gelir kaynakların neler?
Şu an asıl gelirim fotoğrafçılıktan gelmiyor. Birçok fotoğrafçı arkadaşımın iş bulmakta zorlandığını biliyorum. Bence bu durum portfolyonuza, ağınıza ve farklı projelere uyum sağlama isteğinize bağlı.
7. Yaratıcı bir tıkanıklık yaşadığında ne yaparsın ve akışa nasıl dönersin? Yaratıcı bir tıkanıklık yaşadığımda kameradan bir süreliğine uzaklaşıyorum. Uzun yürüyüşlere çıkıyor, müzeleri ziyaret ediyor veya kitap okuyorum. Ortamı değiştirmek genellikle merakımı yeniden keşfetmeme yardımcı oluyor.
8. En sevdiğin ekipman hangisi ve neden?
En sevdiğim ekipmanım Canon EOS R50. Çok yönlü, hafif ve dünyayı gördüğüm şekle en yakın haliyle yakalamamı sağlıyor.
9. Şimdiye kadar çektiğin en özel fotoğraf hangisi? Hikayesini anlatır mısın? Anneannemin ölümünden bir yıl önce çektiğim ellerinin fotoğrafıdır. Odaya giren ışık, cildindeki kırışıklıklar ve yüzükleri o görüntüyü benim için çok derin kılıyor.
10. Fotoğraf dışında günlük hayatında sana enerji veren şeyler neler?
Hareket etmeye ihtiyacım var; Pilates Reformer yapmayı seviyorum. Yazmak da büyük bir tutkum; kısa süre önce ikinci kitabım yayınlandı!
11. En sevdiğin kitap hangisi?
Gabriel García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık romanı favorim. Kitabın büyülü gerçekçiliği ve görsel imgeleri fotoğraf çekme biçimimi etkiliyor.
12. En sevdiğin film veya dizi hangisi?
Six Feet Under. Bir şaheser olduğunu düşünüyorum; finali televizyon tarihinin en güzel işlerinden biri.
13. Yeni başlayan fotoğrafçılara vereceğin tek bir tavsiye olsa ne olurdu? Mükemmelliğin peşinden koşmayın, merakınızın peşinden gidin. Ne kadar çok çekim yaparsanız, gerçek sesiniz o kadar çok ortaya çıkacaktır.
14. Portekiz’deki sanat ortamı hakkında ne düşünüyorsun?
Sanat ortamı büyüyor ve yeni girişimleri görmek sevindirici. Ancak finansman ve görünürlük açısından hala katedilmesi gereken bir yol var.
15. Yakın gelecekte gerçekleştirmeyi umduğun bir proje var mı?
Önümüzdeki yıl Lizbon’da bir fotoğraf sergisi açmayı planlıyorum ve şu an onun üzerinde çalışıyorum.