
1990 doğumlu İtalyan sanatçı Giulia Filippi, görsel sanatlar ile dijital tasarımın kesişiminde konumlanan disiplinlerarası bir pratiği benimser. Milano'daki Avrupa Tasarım Enstitüsü'nde (IED) Görsel Sanatlar eğitimi alan sanatçı, ardından Berlin'in çok kültürlü sanat ortamına geçerek Almanca, fotoğrafçılık ve kariyer odaklı koçluk süreçleriyle metodolojisini derinleştirmiştir. Rasyonel tasarım prensipleri ile sezgisel görsel anlatı arasındaki bu akışkan geçiş, sanatçının estetik dilinin temellerini oluşturur.
Filippi’nin üretimi; illüstrasyon, fotoğraf ve dijital sanat arasında esnek bir hatta ilerler. Tasarım ajansları ve sanat galerileriyle yürüttüğü bağımsız çalışmaların yanı sıra, kavramsal temaları görselleştirmedeki detaycı yaklaşımıyla öne çıkar. Uluslararası ölçekte birçok ödüle layık görülen ve bağımsız sergiler gerçekleştiren sanatçı; İtalya'dan Güney Kore'ye, Birleşik Krallık'tan Metaverse mecralarına uzanan geniş bir coğrafyada yapıtlarını izleyiciyle buluşturmuştur.
2017 yılında İtalya'nın Vicenza kentinde Grafik, Dijital Tasarım ve İletişim alanında uzmanlaşan Giulia Filippi, çalışmalarını dijital sanat ve görsel tasarım ekseninde sürdürmektedir. Sanatçı, çağdaş yaşamın imge yüklü dinamiklerini dijital katmanlar, detaycı illüstrasyonlar ve mecraya özgü görsel kurgular üzerinden yeniden inşa eder.
ARTIST STATEMENT
Logomda, mükemmel geometrik form olarak kabul edilen daireyi kırılmış bir biçimde temsil ediyorum. Bu sembol, benim için bir ayna niteliğinde. Dünyaya bakışımı yansıtıyor ve “Kusurlu şeylerde güzelliği bulmaya çalışıyorum. Tıpkı benim gibi.” sloganımla bütünleşiyor.
Uzun yıllar boyunca toplumun kurduğu iletişim biçimiyle kendimi uyuşmaz hissettim. Beden, kariyer ve aile gibi alanlarda sürekli olarak mükemmelliği idealize eden bir dünyada kendimi “yanlış” hissettim. Zamanla bu yetersizlik duygusunu bir eksiklik olarak görmek yerine, onu kendime ait bir güce dönüştürmeyi öğrendim.
Sanatımda da aynı yaklaşımı sürdürüyorum. Toplumun bize sunduğu ve ideal olarak kabul ettirdiği şeyleri yeniden ele alıyor ve onları dönüştürüyorum. Her şeyin fazlasıyla mükemmel, düzenli, önceden belirlenmiş ve simetrik olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ancak bu kusursuz görünen düzen, bana aynı zamanda son derece yapay ve gerçek dışı geliyor.
Çalışmalarım gerçekçilik ve sürrealizm, ironi ve modern insanın karşı karşıya kaldığı çelişkiler arasında şekilleniyor. Canlı renkleri kullanarak kendime ait bir dünya yaratıyorum. Özellikle farklı otoportre teknikleri aracılığıyla, sanatın içinde kendimi daha özgür, daha rahat ve daha gerçek hissedebileceğim bir alan oluşturuyorum.