
Christophe Correia, Paris banliyölerinin Portekizli göçmen mahallelerinden kuzey Portekiz’in kelt gaydaları ve davul sesleriyle yankılanan köklü kültürüne uzanan çift aidiyetli bir çocukluk hafızasından beslenir. Henüz beş yaşındayken, bağcıklarını bağlamayı bilmezken elinde tuttuğu kurşun kalemle kazandığı ilk resim yarışması, onun imge dünyasıyla kurduğu erken ve ciddi bağın ilk somut kanıtıdır. Erken yaşta plastik sanatlar öğretmeni olan bir aile yakınının canlı model çizimlerini keşfetmesi, Correia’nın kağıtla ve boyayla olan ilişkisini kalıcı bir yaşam pratiğine dönüştürür.
Akademik eğitimi her ne kadar onu güzel sanatların doğrudan uzağına, ürün tasarımına doğru yönlendirmiş olsa da, yaratıcı eylemi hiçbir zaman bir hobi olarak görmez; çizim ve resmi hayatı için yaşamsal bir gereklilik olarak sürdürmeye devam eder. Sanatçının pratiğindeki asıl kırılma noktası, 2018 yılında Güney İspanya’ya yaptığı bir yolculukla gerçekleşir. Figueres, Cadaqués ve Sevilla hattında geçen bu seyahat, resmi bir uğraş olmaktan çıkarıp hayatının ana yönü haline getirir ve o günden sonra en yoğun bağ kuracağı medyum olan yağlı boyaya yönelmesine vesile olur.
Correia’nın bugünkü üretimi; yaşanmış deneyimlerin, içsel korkuların, sorgulamaların ve iç gözlem anlarının sembolik ve metaforik imgelerle dışa vurulduğu bir alan açar. Çocukluğunun o ilk çocuksu hayranlık ve merak duygusunu kaybetmeden, tuval üzerinde duygu, hafıza ve kişisel gerçekliğin kesiştiği içsel manzaralar inşa eder.